MESAFELİ SATIŞ SÖZLEŞMESİ

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca 27.10.2014 tarih ve 29188 sayılı R.G.’de yayınlanarak yürürlüğe giren Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliğinde ve dayanak Kanunda mesafeli sözleşmeler “(…) satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmaksızın, mal veya hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ana kadar ve kurulduğu an da dâhil olmak üzere uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bilindiği üzere hukuk kuralları kendilerine özgü bir normatif gerçeklik yaratırlar ve normda yer alan korumadan yararlanılması normatif gerçeklikle eldeki maddi gerçekliğin örtüşmesine bağlıdır. Normda yer alan koşut olaylar ile objektif olarak gerçekleşenin birbirine uyması durumunda kişiler birtakım haklara sahip olur yahut birtakım yükümlülüklerin muhatabı olurlar. 

Bu çerçevede bir tüketicinin Yönetmelik’te gösterilen imkanlardan yararlanabilmesi için en başta ortada Yönetmelikte gösterilen tanıma uygun bir sözleşmesel ilişkinin mevcut olması gerekmektedir. 

Bu noktada tanımdan hareket edecek olursak bir sözleşmenin hukuken mesafeli sözleşme olarak nitelenebilmesi için birtakım unsurları bünyesinde barındırması gerektiğini görüyoruz. Buna göre bir sözleşmenin mesafeli sözleşme olarak nitelenebilmesi için öncelikle satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığının bulunmadan sözleşmenin kurulmasına dair iradelerini açıklıyor olmaları gerekmektedir. Nitekim mesafeli sözleşmeleri işyeri dışında kurulan sözleşmelerden ayıran en önemli husus da zaten tarafların hiçbir şekilde bir araya gelmeden, karşılaşmadan fakat birtakım uzaktan iletişim araçlarını kullanmak suretiyle sözleşmeyi kurmalarıdır. Eğer taraflar sözleşmenin kurulması aşamasında bir şekilde bir araya gelmişler ve sözleşmenin kurulmasına yönelik iradelerini fiziken bir araya geldikleri ortamda açıklamışlarsa; daha sonra bu mutabakatın elektronik ortama aktarılması, o sözleşmeyi mesafeli sözleşme haline getirmeyecektir. Bu bakımdan mesafeli sözleşme tanımındaki “taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ana kadar ve kurulduğu an da dâhil olmak üzere uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle” ifadesi bu hususu açıkça ortaya koymaktadır. 

Yukarıda mesafeli sözleşmelerin iki temel unsurundan bahsettim: Bunlar sözleşme taraflarının sözleşmenin kurulması noktasında herhangi bir şekilde fiziken bir araya gelmemeleri ve sözleşmenin kurulmasına ilişkin irade açıklamalarının uzaktan iletişim araçları vasıtasıyla ortaya konması. Bu iki unsuru kimliğinde barındırmayan bir sözleşmenin herhangi bir şekilde mesafeli sözleşme olarak nitelenebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Fakat bununla birlikte bir sözleşmenin mesafeli sözleşme olarak addedilebilmesi bakımından tanımda yer alan ve büyük önem arz edebilecek kilit bir ifade söz konusu. Gerek Yönetmelikte gerekse de dayanak Kanun’da “(…)mal veya hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde” denmek suretiyle bir sözleşmenin mesafeli sözleşme olarak nitelenebilmesi için satıcı/sağlayıcı ile tüketicinin, mal/hizmetlerin pazarlanması amacıyla oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde bir araya gelmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Nitekim tüketici hukuku alanındaki pozitif düzenlemelere de dayanak teşkil eden 2011/83 sayılı Direktif’te de bu unsura açıkça yer verilmiştir.[2]

Ezcümle mesafeli sözleşmelerin önemli sayılabilecek ve tanım okunduğu vakit ilk etapta gözden kaçırabilecek unsurlarından bir tanesi de satıcı veya sağlayıcının bu işlemleri düzenli, sürekli ve organize bir şekilde yapıyor olmasıdır. Örnek vermek gerekirse bir malın başka bir tüketici tarafından münferit bir alışveriş ilişkisi çerçevesinde satılması veya anlık tesadüfen internet ortamından bulunması gibi durumlarda her ne kadar sözleşme internet üzerinden kurulmuş olsa da yahut iradelerin uyuşması internet aracılığıyla gerçekleşmiş olsa da bahsettiğim unsur gerçekleşmediğinden ortada mesafeli bir sözleşmenin varlığından bahsedilemeyecek; dolayısıyla Yönetmelikte gösterilen imkanlardan –en başta da cayma hakkı- ürünün alıcısı yararlanamayacaktır. Zaten böyle bir durumda aslında Kanunun koruma altına almaya çalıştığı tarzda zayıf yan-tüketici- ile ekonomik olarak güçlü yan-satıcı- arasında ortaya çıkan bir hukuki ilişkiden de bahsetmek zor olacaktır.[3]

Unsurları bünyesinde barındıran bir mesafeli sözleşme karşımızda; peki şimdi durum nedir? Bu ihtimalde tüketicinin sahip olduğu imkanlar bakımından TKHK ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği devreye girmekte. 

Yönetmelik mesafeli sözleşmeler bakımından tüketiciye önemli bir koruma sağlamakta ve belli şartlar altında tüketiciye hiçbir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme imkanı tanımaktadır. Bu, bir taraftan tam anlamıyla eşitler arasında akdedilmeyen bir hukuki ilişkide zayıf olanı koruma düşüncesinin gereğidir; diğer taraftan da zaten hukuki ilişkide zayıf konumda olan tarafın sözleşmeye konu ürünü görmeden, ona dokunmadan sipariş etmesi yani bir bakıma sözleşmenin karşı tarafına olan güvenini koruma gerekliliğinin ve buradan kaynaklanabilecek riskin tüketici açısından en aza indirilmesi gerekliliğinin bir sonucudur.

Yönetmelik mesafeli sözleşmenin varlığı halinde sözleşmenin satıcı/sağlayıcı tarafına önemli bir yükümlülük getirmekte. Öncelikle bu yükümlülükten bahsettikten sonra cayma hakkı ve sonuçlarına geçmek daha faydalı olacaktır.

Ön Bilgilendirme Yükümlülüğü: 

Yönetmelik m.5’e göre tüketici AB direktifine paralel biçimde, mesafeli sözleşmenin kurulmasından ya da buna karşılık gelen herhangi bir teklifi kabul etmeden önce, satıcı veya sağlayıcı tarafından sözleşme konusu mal veya hizmetin niteliği, satıcı veya sağlayıcının teşhisine ve kendisiyle irtibat kurulmasına yarayacak bilgiler, mal veya hizmetin vergiler dahil toplam fiyatı, cayma hakkının kullanılmasına dair bilgilendirici hususlar ve gösterilen diğer konularda bilgilendirilmek zorundadır. Bu bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığı konusunda bir ihtilafın yaşanması halinde ispat yükü satıcı/sağlayıcının üzerinde olacaktır. Bunun da ötesinde satıcı/sağlayıcı ön bilgilendirme yükümlülüğünü 6. Maddede gösterilen şekilde yerine getirmek, sözleşmenin kurulmasından evvel bu yükümlülüğünü düzenlemede gösterildiği şekilde yerine getirdiği konusunda tüketicinin teyidini almak ve son aşamada verilen siparişin ödeme yükümlülüğü anlamına geldiği hususunda tüketiciyi açık ve anlaşılır bir şekilde bilgilendirmek zorundadır. Madde 7 ve 8’de gösterilen işbu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ise tüketicinin sözleşme ile bağlı olmaması sonucunu doğuracaktır.

Cayma Hakkı

Gelelim yazının konusunu oluşturan cayma hakkının nasıl kullanılacağı ve sonuçlarının ne olacağı hususuna.

Cayma hakkı Yönetmeliğin 9. Maddesinden itibaren düzenlenmektedir. Madde 9’a göre tüketici herhangi bir sebep göstermek zorunda olmaksızın ve cezai şart ödemeksizin 14 gün içerisinde sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Peşinen belirtmek gerekir ki buradaki cayma ile kast edilen sözleşmeden dönmedir.[4] Bağlantılı mevzuatla uyumlu olması açısından dönme ifadesi kullanılsaydı daha yerinde olabilirdi.(TMK m.227 vd., TKHK m.11 vd.) Bu çerçevede tüketicinin cayma hakkını kullanması üzerine taraflar arasındaki sözleşme geçmişe etkili olarak (ex tunc) ortadan kalkacak ve taraflar sözleşme ile elde etmiş oldukları edimleri birbirlerine iade ile yükümlü hale gelecektir. Yönetmelik herhangi bir gerekçe göstermeksizin sözleşme ile bağlı kalmama imkanını tüketiciye sağlayarak onu korumakta ve bu yolla sözleşmenin kurulduğu andaki durumun (status quo ante) tekrar sağlanmasını amaçlamaktadır.

Tüketici, cayma hakkını 14 günlük süresi içerisinde kullanabilir. Bu süre mal teslimine ilişkin sözleşmelerde malın teslim edildiği günden itibaren; hizmet teslimine ilişkin sözleşmelerde ise sözleşmenin kurulduğu günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Bununla birlikte tüketici, sözleşmenin kurulmasından malın teslimine kadar geçecek süre içerisinde de cayma hakkını kullanabilir. Dolayısıyla uygulamada birtakım satıcılar tarafından ileri sürülen “ürünün henüz teslim edilmediği, bu nedenle cayma hakkının kullanılamayacağı” yönündeki savunmalar yerinde değildir. 

Yönetmeliğin 10. Maddesi cayma hakkının kullanım süresi bakımından önemli bir düzenleme getirmektedir. Buna göre eğer tüketici cayma hakkı konusunda gerektiği gibi bilgilendirilmemişse cayma hakkı bakımından 14 günlük süre ile bağlı değildir. Bununla birlikte cayma için tanınan bu imkan sınırsız değildir; bu durumda tüketicinin cayma hakkını kullanabileceği son tarih cayma süresinin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek 1 yıllık sürenin son günüdür. Diğer taraftan eğer ki satıcı/sağlayıcı bu bir yıllık süre içerisinde gerekli bilgilendirmeyi tüketiciye sağlarsa bu durumda cayma süresi bilgilendirmenin tamamlandığı tarihten itibaren 14 gündür. Çevirisi eksik olmakla birlikte Türk kanun koyucusu 2011/83 sayılı AB Direktifi’nin 10. maddesinde yer alan işbu imkanı da tüketicilere sağlamıştır. 

Tüketici cayma hakkını kullandığına ilişkin bildirimi cayma hakkı süresi dolmadan, yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile satıcı veya sağlayıcıya yöneltmelidir. Cayma hakkının kullanılmasında tüketici, Yönetmelik ekinde yer alan formu kullanabileceği gibi cayma kararını bildiren açık bir beyanda da bulunabilir. Satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin bu formu doldurabilmesi veya cayma beyanını gönderebilmesi için internet sitesi üzerinden seçenek de sunabilir. (Yönetmelik m.11) Burada Yönetmelik zannımca isabetli bir şekilde tüketicinin caymaya dönük iradesinin ortaya konuluş biçiminden ziyade bir şekilde bu yöndeki iradenin ortaya konmuş olmasına odaklanmıştır. Bu çerçevede tüketici satıcı/sağlayıcıya kısa mesaj veya elektronik posta göndermek yahut satıcı/sağlayıcıya ait iletişim kanallarına internet üzerinden ulaşarak cayma iradesini açıklamak vb. çeşitli yollarla cayma hakkını kullanabilir.

Tüketicinin cayma hakkını kullanması üzerine satıcı/sağlayıcı bu yöndeki bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren 14 gün içerisinde malın tüketiciye teslim masrafları da dahil olmak üzere tahsil edilen tüm ödemeleri iade etmekle yükümlüdür. (Yönetmelik m.12) Satıcı veya sağlayıcı, ilgili tüm geri ödemeleri, tüketicinin satın alırken kullandığı ödeme aracına uygun bir şekilde ve tüketiciye herhangi bir masraf veya yükümlülük getirmeden tek seferde yapmak zorundadır. Bu çerçevede örneğin tüketici mal bedelini kredi kartı ile taksitli bir şekilde ödemiş bile olsa satıcı/sağlayıcı işbu bedeli tek seferde tüketiciye iade etmek zorundadır; satıcı/sağlayıcı bedeli taksitler halinde iade etme gibi bir uygulamada bulunamaz.

Satıcı/sağlayıcı dönme niteliğindeki cayma hakkının kullanılması üzerine dönmenin niteliği gereği sözleşme sayesinde elde ettiği semeni iade ile yükümlü iken tüketici de kendisine teslim edilen ürünü satıcıya geri göndermekle yükümlüdür. Bununla birlikte tüketici, cayma süresi içinde malı, işleyişine, teknik özelliklerine ve kullanım talimatlarına uygun bir şekilde kullandığı takdirde meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir. (TBK m.228’e paralel) Bu çerçevede satıcı veya sağlayıcı malı kendisinin geri alacağına dair bir teklifte bulunmadıkça, tüketici cayma hakkını kullandığına ilişkin bildirimi yönelttiği tarihten itibaren on gün içinde malı satıcı veya sağlayıcıya ya da yetkilendirmiş olduğu kişiye geri göndermek zorundadır. Mehaz Direktif’te ise bu sürenin 14 gün olduğu görülmektedir.

İade hususuna ilişkin son olarak belirtmek gerekir ki Yönetmelik sözleşmeye konu ürünün tüketici tarafından satıcıya gönderilmesine ilişkin masrafların da bizzat satıcıya ait olduğunu m.12/f.3’te ortaya koymuştur.

Yönetmelik m.15’te birtakım mesafeli sözleşmelerde tüketicilerin cayma hakkını kullanamayacaklarını ortaya koymuştur. Örnek vermek gerekirse; mesafeli sözleşmenin konusunu tüketicinin istekleri veya kişisel ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan bir malın oluşturması veya sözleşmeye konu ürünün iadesi sağlık ve hijyen açısından uygun olmayan bir ürün olması gibi hallerde tüketicinin cayma hakkını kullanması mümkün olmayacaktır. Uygulamadan örnek vermek gerekirse, tüketici hakem heyetleri özellikle iadesi sağlık ve hijyen açısından uygun olmayan ürünler bakımından cayma hakkının kullanılmasının mümkün olmadığını kararlarında vurgulamaktadır.

Toparlamak gerekirse, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca tüketicilerin tarafı oldukları sözleşmeden keyfi biçimde cayma hakkı bulunmaktadır. Tüketiciyi koruma düşüncesiyle sağlanmış bu hak Türk Borçlar Hukuku’nun dönme veya feshi geçerli/haklı/meşru nedene bağlayan kuralları göz önünde bulundurulduğunda istisnai bir nitelik arz eder. Bununla birlikte tüketiciler bu haklarını yalnızca yukarıda açıklanan unsurları bünyesinde barından mesafeli sözleşmeler bakımından kullanabilirler. Eğer ki taraflar arasında mesafeli sözleşme niteliğinde bir tüketici sözleşmesi kurulmamışsa sözleşmenin tüketici niteliğindeki tarafının böyle bir hakkı söz konusu olmayacaktır. Tüm unsurların mevcut olması halinde ise tüketicinin Yönetmelik’te gösterilen süre içerisinde bu yöndeki irade beyanını ortaya koyması zorunludur. Bununla birlikte bir mesafeli sözleşme çerçevesinde ifa edilen mal/hizmetin TKHK’da gösterilen şekilde ayıplı olması halinde en geç yine bu Kanun’un 12 ve 16. maddelerinde gösterilen zamanaşımı süreleri içinde tüketicinin ayıptan doğan seçimlik haklarının saklı olduğu da unutulmamalıdır